On altı yıllık evlilik o gece bitmişti. Kolay olmadı bitirmek... Son kök parçasının da kuruyup kopması gerekti. İnatla kayalara tutunan bir ağaç gibi evliliğimizi kurtarmak için sonuna kadar direndik ama yürümedi. Hayatın belli bir noktasında tek başımıza ayakta durmayı öğrendiğimizde başkasına bağımlı olma ihtiyacımız ortadan kalktığında aslında ne kadar özgür olduğumuzun o dehşetli yüzünü fark ettik. Birbirimize ihtiyacımız yoktu ve ilişkimizin ölmesi gerekiyordu.

Bir gece yarısı banka cüzdanını arabanın ve evin anahtarlarını dizlerinin dibine bırakıp dışarı çıktım. Aralık ayıydı. Dışarıdaki soğuk ve rüzgarlı hava yüzüme çarptığında hayatımdaki dehşetli boşluğun farkına vardım. Bütün hayatımı boşuna harcamıştım. O ana kadar biriktirdiğim her şey; gençlik fotoğraflarım bir odanın duvarlarını tamamen kaplayan yüzlerce kitap ev-araba almak için yaptığım tasarruflar yılların birikimi olan ortak dostluklar akşamları ayaklarımı uzatıp televizyon izlediğim kanape bir gecede yok olmuştu.

Dışarıda kar yağıyordu.

Botlarım yağan taze kar üzerinde iz bırakıyordu.

Ellerim paltomun cebine sığınabiliyordu ama benim sığınabileceğim bir yer yoktu. Dehşetle bunun farkına vardım. Demek ki bunca yıldır yürütmeye çalıştığım evliliğimin tek anlamı buydu: Güvenli bir sığınak.

Dışarıdaki dehşetli ürkütücü özgürlükle/boşlukla karşılaşacağımı bile bile kapıyı çekip çıkmak ve bir daha geri dönmemek kolay olmadı. Hiç kolay olmadı

bir gece yarısı
ellerimi alıp çıktım
rüzgar helezonlar yapıyor
aklımı alıp uçuruyordu
kar yağıyordu
burunları uzuyordu kardan adamların
bütün yalanlar buz tutardı
ve ömürleri sıcağa kadardı

köprü altındaki bütün şeytanlar
ateş başında nöbetteydiler
kelepirdi bu saatte soğuktan titreyenler
düşmüş bir kuşun kırık kanatlarına
iştahla bakıyordu kara kediler

arkamdan gelin ey şeytanlar
ben yolumun üstündeyim
kar altında kaybolsa bile yollar
asla yolunu kaybetmiyor
rayların üzerinde giden vagonlar

Vazgeçmek kolay olmadı senden. Bir daha dönmemek üzere kapıyı çekip çıktığımda varlığımı hafifleten görünmez bir parçam kaldı sende. Kertenkelenin canını kurtarmak için kuyruğunu bırakıp kaçması gibiydi ayrılışım. Kolay olmadı bozulan dengemi kurmak yeniden...

Canım hala çok acıyor biliyor musun? Belki yaşandıkça alışılacak ıssız bir çölde kızgın kumlar üzerinde yürümek gibidir bu acı... Azalır diye değil alışırım diye bekliyorum.

Öldürmek kolay olmadı seni. Köşeye kıstırılmış bir hayvan gibi bütün varlığınla direndin. Sendeki parçamı geri istiyordum o zamanlar. Bilmiyordum; o benim değil ikimizin parçasıydı ve sen ölünce bendeki parçamız da ölecekti.

Bazen; bir katilin tekrar olay yerine dönmesi gibi gece yarısı pencerenden sızan ışıkta gölgeni izliyorum senin. Karanlıkta sokağına park ettiğim arabamda seninle kalan parçamı düşünüp yas tutuyor ve şerefine içiyorum bütün ölümlerin.

ikinci bir seçeneğim olursa
bugünkü aklımı yitirmezsem
mutlaka bir şeyler yapabilirim

gidebilirim mesela
yağmurun altında ıslanarak
çekiç darbeleriyle yontulmuş
taş duvarların dibinden

karanlık gölgelerin bastığı
bu kasıntı akşamlarda
deli gibi içebilir
gözlerimi bile kırpmadan
sessizce ölebilirim

çırılçıplak kalabilirim mesela
sıcak yaz günleri biterken
güneşe ihtiyaç duymayan akşamlarda
gözlerim kamaşmadan
gözlerine bakabilirim

kör karanlıkta oturup
çığlık çığlığa dilenmeme rağmen
körlerin duyarlılığı yüzünden
kesinlikle seni duyabilirim