Neden “ters kroşe”? Ters tarafını biliyorsunuz işin. Köşenin adı ne? Yaşam Tersleri! Zaten bir evvelki yazımıza isim verme esnasında da o terslikten faydalanmıştık. Köşe yerine kroşe kullandık şimdi. Gelin “kroşe”yi biraz inceleyelim. İnce eleyelim. Sık dokumayalım. Yıkanınca buruşuyo sık dokunmuş şeyler. Tamam tamam kroşe! Efenim bu kelimenin iki kullanım sahasını biliyorum.

Bunlardan biri “boks” adında bok çoğulu bir faaliyette kullanılıyor. Spor diyesim gelmiyor bu faaliyete de. Nedir? İnsanlar birbirlerini yumrukluyor. Bir de ağır siklet müsabakaları var bunların. Filmlerden tanıyoruz canım boklar olayını. Raki miydi neydi Silvestır’ın filmi. Adamlar kendilerini dövdürmekten milleti dövmekten haz alıyorlardı. Beyin tümörü sarsıntı vesilesiyle beyin dumuru vesaire gibi rizikolarla da kafa kafaya kalıyorlardı. Böyle kafaya zarar sporları spor diye nitelendiriyorlar ya! Bakınız futbol da bir nebze böyle. Kafaya çıkıyolarmış yüksek toplara. “Bir gülle tıkıla hıh sıkıla hıh yıkıla hıh. Mesafe hak getire. Haydi Allah rast getire!” (Tırnak içre görülen kısım “Barış Manço” beyefendinin bir şarkısından bir kupledir.) Sonra da bodoslama iki dallama birbirine kafadan gire. Sonra “Sedat” misali konuşamadan seyredeler müsabakaları. Breh breh breh. Olayın kroşesini izah edecektik yine dağıttık. Bir yumruk türüydü kroşe. Hani Brigitte Nilsen Rambo’yu onların gizlisinden olanlarını kullanarak nakavt ettiydi! (Hala gülerim o gazete haberine. Gizli sağ kroşe oku sağ göğüsü; sol kroşe oku da sol göğüsü gösteriyordu.) Biraz ilimsel izah edelim kroşeyi. Aparkat ile direk dışında yumruk vuruşu. Açılı vurum hadisesi. Direk vuruş dümdüz oluyordu. Aparkat nasıydı yaw? Aman nasıydıysa nasıydı. Bize ne biz terimle ilgileniyoruz dövüş tekniği ile değil! Biz laf ile döveriz. Di mi?

Geçelim ikinci kroşe türüne. Elektrikçiler kullanır bu kroşeyi de. Çivilisi olur çivisizi olur. Kabloları bir arada tutmak için kullanılır. Hani for example telefon kablosunu odanın birinden diğerine uzatacaksınız. Duvarla tavanı veya tabanı birleştiren yerlere kabloyu yerleştiriyorsunuz belli aralıklarla çifili kroşe çakıyorsunuz kablonun üstüne. Oh artık kablonuz ayağınıza dolaşmadan iletilmesi gereken yere gidiyor. Siz sağ Dafi selamet.

Şimdi bu kroşelerden hangisi tehlikeli? Walla elektrikçilerin kroşesi ortalık toparlamak maksadıyla kullanılıyor boksörlerinkiler ortalığı dağıtmak için. Aradaki bağıntı benim gözümde bu kadar.

Kroşelerin yaşamdersleri okurları ile alakası ne? Bilmiyorum kablo değil kelime ilettik biz bir miktar. İletişim işte. İl itişim değil iletişim. (Bakın lafı nereye bağlayacağım? Tabii ki çivili kroşe yardımı ile!!!) İnterneti ilk kez bulan Amerikalı öğrenciler bilseler iletişecek yerde bu denli itiştiğimizi bütün çabalarını anında sonlandırırdılar emin olunuz. Ne var millet? Neyi pay edemiyoruz? Kim kimin gıdasını gıdısının altından kaçırıyor? İnternet yolu ile bunu yapmak mümkün mü? Yemin ederim kimsenin ekmeğiyle veya emeğiyle alıp veremediğim bir hadise yok. Kimsenin de yazdıklarımla somut bazı şeyler arasında bağıntı kurması taraftarı değilim.

Esasen ben yazılarımın büyük kısmını rüyalarımdan esinlenerek öbür büyük kısmını günlük hayatta gözlemlediğim hadiselerin bir evirilmesini çevirilmesini sağlayarak küçük gudik kısmını ise yine küçük gudik şeylerden etkilenerek ortaya çıkarıyorum. Gözlemlerimin çoğunda denek benim! Yazılarımın bir çoğu öz eleştiri özelleştiri değil. Bunu bu şekilde algı etmeyene ben ne diye alaka edeyim? Misal; dün bir miktar sanal geyik yapayım benden lafazan olduğunu düşündüğüm zatı muhteremin tekiyle (kesinlikle yaşamdersleri tayfasıyla uzaktan yakından alakası yok bu zatın) kendimi dokuzuncu dereceden yüz bilinmeyenli denklem çözüyormuş gibi hissettim. E tam tanımadığım bilmediğim ne hissettiklerini anlayamadığım insanların neyini yazayım ben?

Fakat insanlar bütün okuduklarının hedefi halefi selefi olarak kendilerini addediyorlar. (Bu bir algıda seçicilik –bunun sıçıcılık boyutu da var- ama algı salgı vesair olayını bir dahaki yazılarımızdan birinde irdeleyelim istiyorum.) Doğru ya Hüseyin Rahmi Gürpınar mahalle kadını ağızlarını mahalledeki kadınları dinleyerek gözleyerek elde etmişti. Bütün gün kadınlarla oturup ağda partileri dedikodu ayinleri yapıyordu heralde. Dafi de durugörü duruişiti duruzartı duruzurtu sahibi biri olarak her bir okuyanın hallet-i ruhiyesini idrak ve analiz ediyor onların nabzına özel şekerleme ve şerbet imal ediyor. Ay ez hanım ez hanım çık eyvanda gez hanım. Aziz muhabir gelmiş aparkat kroşe ez hanım.

Her cümlemin bir safdillik bir de buselik hali var. Bunun en çok farkında olan insan da benim. Hani ironi oranı buranı diyorsunuz ya. Ben kinaye der kinaye halini bilirim bu hadisenin. Bütün anlattıklarım o denli sabit ama o denli yuvarlak cümle yapıtaşlarından müteşekkil ki. Anlıyorum okuyanları. İstediği tarafından çekip uzatabilir yazmaya çalıştıklarımı. Ben de zaten “benim anlattığım manasını anlayın” diyemiyorum. Çünkü anlattığım manaların fazlalığının farkındayım. İstediğinizi anlayın anlatın. Ama yaygara yapmayın gözünüzü seveyim. Yaygaralık bir Niagara halimiz yok. O tarafatan göründüğümüz halimizden çok daha mahsun ve mazbutuz. Ama ille de “biz önce boks kroşesi isteriz” sonra “elektrikçi kroşesi ile yolumuzu belirlesin birileri deriz” ennihayet “iletişmek isteriz” derseniz; bir zahmet site içindeki iletişim formunu kullanın. Biz İhlas Fatiha ve Kunut Dualarından müteşekkil okuma üflememizi herbirinize teker teker iletiriz.

Eywolla.