Cesetlerin Geri Dönüşüm Değeri Yok - Tsunami Sigortası

Olaylara bazen tersten baktığım bazen inadına tersine konuştuğum için yakın arkadaşlarımı kızdırdığım olur. İçinizden de kızanlar çıkabilir; “Bu ne biçim başlık” “Bu ne ruhsuzluk” vs. diyerek. Kaç gündür bütün aklı başında insanlar perişan halde ah-vah edip duruyor. Tsunami afetinden sonra Batının insanlığı yine tartışılmaya başlandı. Herkes beğendiği yazıları sağa-sola gönderip duruyor. Bir anlamda “Bak ben okudum içimde hissettim sen de hisset” diyoruz. Bir anlamda da “Bak ben ne kadar duyarlıyım” diyoruz. “Biz” bunu hep yapıyoruz zaten. Yeni bir şey değil. Peki “ben” ne yapıyorum diye soruyor muyuz acaba kendi kendimize. Ya da önce bahanelerimizi hazırlayıp ondan sonra mı sağda-solda konuşuyoruz.

"Ben ne yapıyorum.
Ben ne yapıyorum.

Ben ne yapıyorum.”

Kırk kere sordum kendi kendime. Doğru dürüst bir yanıtım yok. Sadece acı çekiyorum. Üstelik neyin acısını çektiğimi bile tam bilemiyorum. Bazen kendimi sırf işkembeden ibaretmiş gibi hissediyorum. Her gün tam da öğle yemeğinde (nedense) yemekhanede aklıma geliyor bu düşünce… Çevremdekiler her gün futbol konuşuyor… Ne kadar çok insan görüyorsam o kadar çok yalnız hissediyorum kendimi. Geçmeyen depresyonumun farkındayım. Bu ayrı bir yazı konusu…

Tsunamiden sonra yine vicdanlarımız ayakta… Tsunamiye kızma aptallığına düşmeyecek kadar çok öğretimden geçtik. Artık bunun bir doğa olayı olduğunu biliyoruz. O zaman ABD’ye D’siz ABD’ye taa İskandinavya’dan kalkıp deniz ve seks turizmi için oralara kadar gidenlere kızabiliriz. Niçin? Çünkü yardım etmiyorlar. Etmeleri mi gerekiyor? Herhalde yani! İnsanlık denen bi’şey var. Bu ne biçim vicdan!

Burada başlıyor tersliğim.

Ne zaman ettiler ki şimdi etsinler? “Ama bu batılılar çok uygar.” Nedir uygarlık? Şu bilgisayarı yapmak mı? Tabii ki o da var. Başka başka… Güdümlü füzeler atom bombaları. Çöplerimizi ayırmazsak şu metal kutu şu plastik şu kağıt deyip ayrı ayrı yerlere koymazsak cezası var artık. Niçin? Avrupa Birleşik Devletlerinin kuralları. Bu kurallar niçin? Uygarlık için. “Ekonomik değerlerin geri kazanımı. Bir ton kağıt için 14 büyük ağaç kesiliyor.” “Eğer bunları geri kazanırsak çevre de temiz kalıyor!” Doğru. Eski gemiler de geri kazanım için sökülürler. Bunlar bir anlamda iyidir de. Ancak çevre katliamına aldırmadan gemi söküm tersanelerini Bangladeş Sri-Lanka gibi yoksul ülkelere kuranlar zehirli atıklarını açık denizlere hatta bile bile yoksul ülkelere satanlar şimdi kızdığımız o batılı barbar yönetim zihniyeti değil mi zaten? Burada sistem üzerinde etkisi oldukça sınırlandırılmış sokaktaki sıradan insanlara haksızlık etmek istemem ama içine girmeye can attığımız AB ya da yeşil kart lotaryaları rüyalarımızı süsleyen ABD ve benzeri ülkelerin yönetim anlayışı ile daha iyisi mümkün mü?

ABD’de Irak’a bilmem kaç milyar dolar harcamış ama felaket bölgesine birkaç milyon dolar yardım yapacakmış… Bırak yapmasın. Yardım diye verdiğinin kat be kat fazlasını geri alır nasılsa… Irak’ta insanlar yakıt bulamadığı için evlerinde soğuktan donuyorlarmış. Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birinin üstünde üşüyen Iraklılar!

Batı zihniyeti çıkarı olmayan yerde yoktur. Felakette ölen cesetlerin geri dönüşüm değeri olsaydı bütün batılı ülkeler “Büyük insanlık adına” doluşurlardı felaket bölgesine. Ama o cesetlerin geri dönüşüm değeri yok. Uygar insan dediğin bir hastane odasında sağından solundan hortumlar sargı bezleri ve askı kolları sarkar halde ölmeli. Organlarını da bağışlamalı ki cesedi değerli olsun. Değilse bırakın dalgalansın okyanus sularında. Balıklar ve akbabalar bayram etsin. Ölenler arasında batılı olup da geride hatırı sayılır miras bırakacak biri varsa o aranacaktır emin olun. Mirasa konduğundan emin olmalı insan. Yarın çıkar gelir bir de… Hayat sigortaları kaza sigortası vs… Bundan sonra oralara tatile gidenlere tsunami sigortası da yapılır olur biter.

(Bu kadar duygusuz ve tiksindirici bir yazı yazdığım için bana kızıp kükreyebilirsiniz. Çünkü güçlü değilim)


NOT:
Bu yazı internette dolaşan ve aşağıdaki linke tıklayarak görebileceğiniz fotoğrafı görmezden önce yazılmıştır. Yazının ilk yayınlandığı ZOKEV (Zonguldak Kültür ve Eğitim Vakfı) Bülteni'nde bu fotoğraf yeralmamış bülten editörünün benden habersiz seçtiği başka fotoğraflar yeralmıştır.