Yazımız "Salı Yazıları" olarak tasarlanan bölüm için 16.03.2002 tarihinde hazırlanmış ilgili bölümün ifşaatı iptal edildiği için sallantıda kalarak "Yaşam Tersleri" bölümümüze zorunlu göç ettirilmiştir.

Bir “türkü” vardır. Şöyle der: Dünya umuruna meylini verme. Sen de kurtulmazsın ecel elinden. Ben filanım diye göğsünü germe! (çok önemli bir olaydır bu filancılık meselesi) Sen de kurtulmazsın ecel elinden. İskender de geldi alemi gezdi. Zaloğlu Rüstem’in tahtını bozdu. Yunus balığıyla deryayı yüzdü. O da kurtulmadı ecel elinden. Söyler derviş Yunus. Servet-i Zaman. Tacı tahtı aldı gitti Süleyman! Lokmanlar derdine olmadı derman. Ve o da kurtulamadı ecel elinden!!!

Bu anonim bestenin sözlerini kim yazmış dersiniz? Uluğ felsefeci bilge insan Taptuk Emre dergâhlısı derviş ve seyyah Yunus Emre. Hayatın anlamını nedenini nasılını Yunus Emre kadar güzel çözümleyebilmiş kaç edip insan var oldu ki dünyada? Ve çok enteresandır “Halk Edebiyatı” kapsamında literatüre geçmiş olan birçok hece ölçülü Yunus Şiirinin geçerliliği aradan bin yıl bir milyon yıl geçse de hep vardır var olarak kalacaktır. Bu ne biçim gündemdir bu ne özün özüdür? Akıl sır erdirebilmek imkânsız.

Salı Yazıları’nın içeriği yaşam hususunda ders verebilir bir muhteviyata sahip olmasıdır. Site yöneticisi ve diğer yazar arkadaşlarla olan ön görüşmelerde okuyana ders vermesi gerekli olan yazılar yazmaya gayret etme kararı almıştık. Ben ise her vakit olduğu gibi tersliklerden bahsetmek kararındaydım. Hayattaki en büyük dersler insanın suratına Osmanlı ters tokadı gibi yapışan izi kaybolsa da hissiyatını her daim muhafaza eden terslikler olmalıydı benim konum. Girizgâh kısmından da anlaşılacağı üzere dünyanın en büyük tersi ve aynı zamanda en büyük dersi olan “ölüm” ile alâkalı bir kısım fikirlerimizi beyan edeceğiz naçizâne!

Her şey zıddı ile vardır demiş birileri. Yani eminim demişlerdir. Demedilerse bile ben dedim denmiş oldu. Uzakdoğu insanları bu felsefenin adını “yinyang” koymuşlar. Her siyahın içerisinde bir nebze beyaz her beyazın içerisinde de bir tutam siyah olacaktır der bu felsefe. Her dişil kavram içinde bir miktar eril her eril varlık içinde bir çimdik dişil olacaktır elbet. Her iyinin içinde biraz kötülük her kötünün içinde biraz iyilik olacak. Örnekleri sonsuza kadar çoğaltabiliriz. Sonsuz dedim de sonsuzun ne denli sonlu birşey olduğu da mâlumunuzdur. Geçenlerde bir karara vardım en bitişinin çabuk olacağını düşlediğim şeyler uzayıvermiş bitmeyeceğini sandığım şeyler de çabuk bitmişti çünkü. Kararım şuydu “sonsuz” kelimesinden başka sonsuz hiçbirşey yok. Konuyu dağıtmayalım tezat üzre mütaala ediyorduk değil mi? Büyük ders (ters) “ölüm” de her yaşamın içinde onunla bütünleşmiş vaziyette yaşar gider. Yok yok yanlış okumadınız ben de yanlış yazmadım ölüm yaşar. Hatta öyle bir yaşar ki hayatın içinde unutulduğu anda yaşatır anlatır kendini cüz-i irad sahiplerine.

Boşuna gevelememişler atalar (atalar gevelemez diye gevelemeyi düşünenlere derhal sus emri vereyim bilip de bilmezlikten gelerek!) “hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmak yarın ölecekmiş (ya da yarından da yakın!) gibi akılda tutmak gerekir nihâyi son olayını.

Tamam tamam guru gürültücülük yapmaya son vereyim en iyisi ben. Dervişin zikri fikrine uyarmış nitekim. Gündemden dem vurayım mesleğimin eşsiz haz veren tüyolarından bahsedeyim ben eniyisi. Biliyorsunuz öğrenmenin sonu yok. (Sonsuzdan başka sonsuz birşey yok diye yukarda tıngırdattığım satırı hatırlatmanıza da gerek yok. Öğrenmekteki son yokluğu ömrün bitişi vaktiyle yok olur zira!) Zaten her geçen gün yeni birşey öğrenmeyen dimağın sağlığından şüphe etmeli. Öyle değil mi? Üç küçük yardımdan bahsedeceğim size..

Birincisi bu sitede mevcut olan yazılarımdan birinde bahsettiğim “notepad” adlı programcığın yazı yazarken sizi cümlenin başından bihaber cümle düşüklükleri yapmaya zorlayıcı bir eksikliği. Hani paragraf bitmeden alt satıra geçme imkanınızın olmayışı canım. Anladınız değil mi? Onun minicik bir çaresi var imiş arkadaşlar. Notepad programının düzen menüsününün seçenekleri arasında “sözcük kaydır” diye bir seçenek var. Sözcük kaydır seçeneği tiklenmiş bir metni de tıpkı word programında olduğu gibi sayfa düzeninde gözlemleyebiliyorsunuz. Aslında size resimle bu olayı örneklemek istemiştim. Fakat “print screen” tuşu ile capture etmiş olduğum resim bayağı bir büyük oldu. Print screen ile capture etmek olayının bir de “alt” tuşuna basılı olarak yapılan versiyonu vardır. Onu denediğimde ise ilginç bir nokta ile karşılaştım. Sabırsızlanmayınız izah edeceğiz. Alt tuşuna bastığınız anda çalışmakta olduğunuz notepad programının açık tuttuğunuz düzen menüsü kapanıyor. Bu işi görsel olarak anlatamayacağız biz. En iyisi başka ipuçlarına geçmek.

İkinci ipimin ucu şöyle: Geçenlerde internettv.gen.tr adresinde “ram” ile ilgili bir sorunun/sorumun cevabını bulmak için fellik fellik dolaşıyordum. Bizim şu windowsu kapatamayan “power button”larımız var ya. Onların esrarengiz bir özelliğini öğrendim. Kesintisiz beş saniye süreyle power button’a basarsanız açık olan sisteminiz kapanabiliyor. Fakat bu denemeyi üzerinde çalıştığınız ve kayıt etmemiş olduğunuz belgeler var iken yapmanızı tavsiye etmem. Hem bazı bilgisayar kilitlenmesi durumlarında da işe yaramıyor bu beş saniyelik basınç olayı. Neticede gidip elektrik prizinden computer grubunuzun fişini çıkarıyorsunuz. Olsun bilgi bilgidir. Ve bilgi güçtür. Ecnebi ataları boşa dememiş “Knowledge is power!”

Üçüncü ipimin ucu neydi yahu? İpin ucunu iyice kaçırdık sevgili okuyanlar. Bir alzaymır namzeti olan Dafi çuvallayıp çuvaldızını dizine batırıyor burda! Şu türküyü susturup etraflı bir düşünmeyi deneyeyim belki hatırlarım yazmak istediğim üçüncü ip ucunu! Üç dakikalık beyin fırtınası çalışmam sonuç vermedi. Bu da size bir gülme fırsatı doğurmuş olsun. Gülün

Ders nedir ders vermek kimin haddine tamamen bize ters. Hem sevgili okuyanlar bu aciz kardeşinizin öyle profesyonel olarak icra ettiği herhangi bir meslek yok ki. En iyi yapabildiği laf cambazlığı piyasada öyle bir meslek de yok iyi mi? Anladığı bir bilgisayar kullanıcılığı mevzuu var o konuda da msce diploması yok. Mektepli-alaylı tartışmalarına da alay ederek kenardan kenardan körük verir bahis konusu arkadaşınız. Fakat siz siz olun Dafi kardeşinizin diplomasızlık yüzünden düştüğü diplomatik hataya düşmeyin. Okuyun kendinizi uzman hissetmesenizde çoğu yerde bir kağıt parçası çok kişinin ağzını kapatır. Çaresizlikten diplomasız kalmışsanız da benvari şansınıza küsün. Siyasete atılırsınız başkan baş kakan gibi şeyler olursunuz. O vakit dilbazlık lafazanlık etrafı hafakanlarla karşı karşıya bırakır bıraksın. Fakat unutmamalı! Süleyman bile tacı tahtı alıp gitti. Lokman diye anılan yazımızın kelle kısmında bahsettiğimiz hekim kısmısı onun ecelle olan randevuzunu bozmaya mazhar olamadı.

Lafı azıcık daha uzatayım. Biz Türk insanları gerçekten uzmanlık nedir bilmiyoruz. Yattığımız yerden armudun pişip ağzımıza düşeceğini umarak uzmanlık ettiğimizi sanıyoruz. İnanın bu ne uzmanlık ne azmanlık. Elalemin gözü çekimser çekikgözlüsü hayatının yarısını beş dakikalık bir sunu için süngü karşısında cebelleşerek geçirmekte. Biz sayısal lotolar milli piyangolar bol ödüllü yarışma programları vesair ile hayatımızı kendimize zehir ediyoruz. Geçenlerde arkadaşlardan birinin duvarında Atatürk’ün şu tercemeye yaklaşık bir sözünü gördüm. “Çalışmadan birşey kazanmayı düşünebilen bir millet medeniyetin sömürgesine hazır demektir.” Bu tırnak içi başka kelimelerden inşaa edilmiş olabilir. Tavuk hafızam beni yanıltıyorsa bile olayın özü budur. Kimse kimsenin ağzına armut pişirip düşürecek değil. Çalışmak enayilik değil. Fakat dünya umuruna meylinizi de vermeyin.

De haden eywolla!