Dilbilimciler, dildeki seslerin analiz edildiği düzeyleri birbirlerinden ayırırlar. Bu konuda yapılan ilginç deneyler, psikolojik bazı gerçekleri gün ışığına çıkarmıştır. Bu tür çalışmalardan birinde, banda alınan bir cümlenin bir yerine bir tık sesi yerleştirilmiştir. Cümleyi dinleyen kobaylara sesin nerede olduğu soruldu. Deneye katılanların çoğu sesi bir vurgudan sonra duyduklarını söylediler. Ancak belirttikleri vurgu, sesin olduğu yerde değildi.
Bu tür deneyler, insanın karşısındakini anlamak için gösterdiği yaklaşıma dikkat çeken bilgiler verir. Psikologlar da dikkat odağını seçme yeteneği konusunda araştırmalar yaptılar. Bir partide bir yığın gürültü, birinin omuzu üzerinden fısıltıyla yapılan bir dedikoduyu dinlememize nasıl engel olamaz? Bir deneyde, kulaklıklar aracılığıyla deneye katılanların her iki kulağına aynı mesajlar iletildi. Baştan bir uyan yapılmadığı takdirde, deneye katılan kişinin yüksek sesle gelen mesajı algıladığı görüldü. Daha önce belirli bir mesajı dinlemeleri söylendiğinde, deneye katılan kişilerin öteki mesajın
daha yüksek bir sesle verilmesine rağmen dikkatlerini önceden önerilen mesaja verebildikleri ve onu algılayabildikleri anlaşıldı. Ne var ki ikisi de aynı tonda verilen mesajlar, fiillerken, deneye katılan kişinin eğer içinde kendisini ilgilendiren bir sözcük geçiyorsa, ondan dinlenmesi isteneni değil, ilgisini çekeni dinlediği görüldü.
Şurası anlaşılmıştır ki, insan iki kulağıyla farklı ses kaynaklan arasından dinlemek istediğini seçer. İnsanın farklı kaynaklardaki sesleri dinleyebilme özelliği steoreofonik aygıtların geliştirilmesi için ilham kaynağı olmuştur. Bu aygıtlar sayesinde, ses kayıdında daha doğal bir "efekt" sağlamak mümkündür. İnsanın iki kulağıyla birden işitebilmesi, onun etrafındaki dünyayı tanıyabilmesini sağlayan en önemli etkenlerden biridir.