Sindirimin hemen başında devreye giren tükürük salgısıbesinleri ıslatarak dişler tarafından öğütülmelerini ve yemek borusundan aşağı kaymalarını kolaylaştırır. Bir diğer özelliği kimyasal yapısı sayesinde nişastayı şekere çevirmesidir. Peki ağızda böylesine önemli bir madde olan tükürüğün salgılanmadığını düşünün. Böyle bir durumda ne yediklerimizi yutabilir
ne de ağız kuruluğundan dolayı doğru dürüst konuşabilirdik. Katı hiçbir besin alamaz
sadece sıvı ve sıvıya yakın maddelerle beslenebilirdik.
Midedeki sistemde de mükemmel bir denge söz konusudur. Besinlerin midedeki sindirimibu organın içindeki hidroklorik asit tarafından gerçekleştirilir. Ancak bu asit o denli güçlüdür ki
yalnız besinleri değil
mide duvarını bile eritebilecek güçtedir. Fakat bunun çözümü yaratılmıştır elbette: Sindirim sırasında salgılanan mukus adlı bir madde midenin tüm duvarlarını kaplar ve asidin parçalayıcı etkisine karşı mükemmel bir koruma sağlar. Böylece midenin kendi kendini yok etmesi engellenmiş olur. Mukusun bileşimindeki bir hata onun koruyucu özelliğini bozabilir. Oysa
gerek midenin sindirim için kullandığı asitte
gerekse o salgıdan mideyi korumak için ortaya çıkan mukusta kusursuz bir uyum vardır.
Mide boşkenproteinleri yani et gibi hayvansal gıdaları parçalamakla sorumlu salgı midede bulunmaz. Daha doğrusu mide boşken bu salgı tamamen farklı
parçalayıcı özelliği olmayan bir madde olarak midede mevcuttur. Protein içeren bir besin mideye geldiğinde
mideye salgılanan HCL
bu etkisiz maddeyi çok güçlü bir protein parçalayıcısı haline getirir. Böylece mide boş kaldığında bu güçlü protein parçalayıcı
proteinlerden yapılmış olan mideye zarar vermez.
Burada dikkat edilmesi gerekensöz konusu sistemi evrimin hiçbir şekilde açıklayamadığıdır. Çünkü evrim
küçük yapısal değişikliklerin
basamak basamak üst üste eklenmesiyle
ilkel canlılardan bugünkü karmaşık organizmaların oluştuğunu savunur. Oysa açıkça görüldüğü gibi
midedeki sistemin basamak basamak oluşmasına imkan yoktur. Tek bir faktörün bulunmaması canlının sonunu getirir. Evrimin tutarsızlığını daha iyi anlamak için bir örnek yeterli olur. Midesinde ürettiği asitle
kendi midesini eriten bir canlı düşünün; acılar içinde önce midesi parçalanır
daha sonra diğer iç organları bu asit tarafından tahrip edilir. Kendi kendini
canlı canlı yiyerek ölür.
Midedeki sıvınınbesin geldiğinde parçalayıcı özellik kazanması
bir dizi kimyasal işlem sonucunda gerçekleşir. Sözde evrim süreci içinde
midesinde böylesine planlı kimyasal dönüşüm yapılamayan bir canlı düşünün. Midesindeki sıvı bir türlü parçalayıcı özellik kazanmayan canlı
yediklerini sindiremeyecek
karnında sindirilmemiş bir yiyecek kütlesi olduğu halde
besinsizlikten ölecekti.
Konuya bir başka açıdan bakalım. Mide asidini üreten mide hücreleridir. Bu hücreler devücudun herhangi bir yerindeki diğer hücreler de (örneğin göz hücreleri) aynı hücrenin anne karnında bölünmesiyle oluşmuş kardeş hücrelerdir. Dahası her ikisi de aynı genetik bilgiye sahiptirler. Yani her iki hücrenin bilgi bankasında hem gözün ihtiyacı olan proteinlerin
hem de midede kullanılan asitin genetik bilgisi bulunur. Fakat nereden geldiği bilinmeyen bir emre uyan göz hücresi
milyonlarca bilgi içinde yalnızca göze ait bilgileri
mide hücresi de mideye ait bilgileri kullanır. Peki
göze ait proteinleri niçin ürettiğini bile bilmedimiz göz hücreleri
bir gün mide asidini üretmeye başlasalar-ki mide asidinin nasıl üretileceğine ait bilgilere gerçekten sahiptirler- sonuç ne olur? İnsan kendi gözünü olduğu yerde eritir ve sindirir.
Kendi içimizdeki mükemmel dengeyi incelemeye devam edelim:
Sindirim işleminin devamı da aynı derecede planlıdır. Besinlerin sindirim sistemi tarafından parçalanmışişe yarayan kısımları
ince bağırsak çeperleri tarafından emilerek kana karışır. İnce bağırsağın iç yüzeyi enine kıvrımlarla kaplı olup buruşuk bir kumaşı andırır. Her kıvrımın üzerinde 'villus' adı verilen daha küçük kıvrımlar vardır. Bu kıvrımlar sayesinde emme işlemini yapan bağırsak yüzeyleri muazzam bir şekilde artar. Villusların üzerindeki hücrelerin üst kısımlarında da 'mikrovillus' denilen mikroskobik uzantılar bulunur. Bu uzantılar birer pompa gibi çalışarak besinleri emerler. Dahası bu pompaların içleri
farklı besinler için farklı iletim yollarıyla döşenmiş kusursuz bir iletim sistemiyle dolaşım sistemine bağlanmışlardır. Böylece bu pompaların emdikleri besinler
dolaşım sistemiyle vücudun her yanına ulaştırılırlar.
Her bir villus yaklaşık olarak 3000 mikrovillusa sahiptir. İnce bağırsağın iç çeperinde bir milimetre karelik alan200 milyon kadar mikrovillusla kaplıdır. Bir milimetre karede 200 milyon pompa her an insanın hayatını sürdürmesi için yorulmadan
bozulmadan çalışmaktadır. Bu kadar çok pompa
çok büyük ve geniş bir yüzey buruşturularak
çok küçük bir yere sıkıştırılmıştır. Bu sistem
aldığımız besinlerden vücudumuzun maksimum derecede yararlanmasını
sonuç olarak da hayatımızın devamını sağlar.

LinkBack URL
About LinkBacks
besinleri ıslatarak dişler tarafından öğütülmelerini ve yemek borusundan aşağı kaymalarını kolaylaştırır. Bir diğer özelliği kimyasal yapısı sayesinde nişastayı şekere çevirmesidir. Peki ağızda böylesine önemli bir madde olan tükürüğün salgılanmadığını düşünün. Böyle bir durumda ne yediklerimizi yutabilir
Alıntı ile Cevapla
Bookmarks