Tad Duyusu
Tad duyusu, insana özgü beş duyu içinde en az çeşitlilik gösterendir. Çünkü tad kavramının dareşitlemeleriyle sınırlıdır. Dil de aslında dört ana tadı ayrımsama yeteneğine sahiptir. Dilimizle yalnızca limonun ekşiliğini, şekerintatlılığını, biberin acılığını ve pastırmanın tuzluluğunu fark edebiliriz, örneğin tad duyusunda "lezzetli" kavramının açık bir göstergesi yoktur. Çünkü lezzet kavramı her besin için değişir. Aslında lezzet kavramı da dört ana tadın karışımından kaynaklanır. Tad duyusu, dil üzerindeki tad almaçlarının uyarılmasına bağlıdır. Tadalınabilmesi için besinlerin sıvı halde olmaları gerekir. Kuru bir dil üzerine kuru bir besin parçası konulduğunda alınacak tad son derece azdır. Tad almaçlar tarafından tanınabilmeleri için kuru besin parçacıklarının tükrük içinde erimeleri gerekir. Tuzun tadı çok çabuk alınır, çünkü tuz tükrük içinde çok büyük bir hızla erir. Erime hızıdaha yavaş olan besinlerin tadları da daha geç fark edilir.
Tad almaçları, dilin üst yüzeyinin ucunda, kenarlarında ve arkasındadır. Çocuklarda tad almaçlarının sayısı erişkinlere oranla daha çok olduğundan tad alma duyulan daha güçlüdür. Onlarda tad almaçları üst damağa, yanaklara ve boğaza da yerleşmiştir.
Bir besin maddesi genellikle herkese aynı tadı verir. Ancak bazı insanlarda da "tad körlüğü" vardır. Phenylthiocarbimide (PTC) denilen kimyasal madde ile yapılan deneyler, acıya karşı tad körlüğü olanları saptamakta yararlıdır. Genellikle insa-lar PTC'nin acı bir tad verdiğini aynmsarken onu tadsız bulanlar tad kalıtımsal olarak geçebilir.
Bir besin için beyinde oluşacak tad kavramı, o besinin kimyasal özellikleri ile ilgilidir. Sıcak besinler, soğuk oldukları zaman değişik bir tad verirler. Pişmiş bir bifteğin, yumuşak bir haşlamadan farklı bir tadı vardır. Bu durum, ağızdaki tad almaçlarının besinlerin içindeki kimyasal maddeleri farklı algılamalarından değil, ağız içindeki öteki sinir uçlarının ısı ve dokunma yönünden farklı biçimde uyarılmalarından kaynaklanır Ağızdaki tad almaçları ile, ısı, basınç ve ağrı alıcıların aynı anda algıladıkları özellikler bazı karışıklıklara yol açar. örneğin nane, dildeki ısı almaçlarında uyandırdığı etkiden dolayı "serin" bir tad verir. Aynı şekilde zencefil ağrı algılayıcı sinir uçlarında bir yanma etkisi yaptığından "sıcak" bir tad verir. Bazı baharatlar, vücudun üzerindeki hassas noktalara sürüldüklerinde de insan aynı acılığı hisseder.
Dokunma ve basınç almaçları, besinin katılık durumuyla ilgili bilgi verirler. Kulak, ağızda çiğnenen besinin çıkardığı seslerle beyne ayrı bir bilgi ulaştırır. Çene kasları, besinin çiğnenmesi için harcanması gereken gücü "rapor" ederler. Gözler, besinin dış görünümüyle ilgili bilgileri iletirler.
Renk ve görünüm, bir besinin lezzeti ile ilgili çok önemli iki etkendir, örneğin gözleri bağlandığı takdirde pek çok insan kendilerine verilen portakal ve greyfurt sularının lezzetlerini birbirinden ayıramaz.
Tad duyusu üzerindeki en büyük etken, koku duyuşudur. Aslında bir besinin "tadı" olarak tanımlanan özelliği, o besinin tadı ve kokusunun karışımı olan "lezzeti"dir. Tad duyusu, besinin "background"u hakkında bilgi verirken, koku duyusu da gerekli ayrıntılarla o besin hakkındaki bilinmesi gerekenleri tamamlar. Pratikte, aynı anda koklamadan bir besinin tadını almak, hemen hemen mümkün değildir. Gırtlağın üzerinde bir hava kanalı tarafından birbirine bağlanan ağız ve burun, insan yüzünde birbirlerine çok yakın bir konumda yerleştirilmişlerdir.
|