Dokunma duyusu, insanın etrafındaki dünyayla ilişki kurmasını sağlayan en önemli yoldur. Cisimlerin yapılarını ve biçimlerini anlamak beyin , için görme ve duyma yoluyla sağlanan bilgilerden daha değerlidir. Isı ve ağrı duyuları, bedene getireceği tehlikelere karşı beyni daha birey farkına bile varmadan uyarır ve böylece vücudumuz bu tehlikelere karşı koruyucu önlemleri almaya başlar. Dokunma duyusunun, iç dünyamızı yansıtmak açısından da çok önemli bir işlevi vardır.
Pek çok bakımdan, dokunma duyusu, insanın en çok saygı duyduğu duyuşudur. Dokunamadığımız surece her hangi bir cismin varlığım kolay kolay kabul edemeyiz. Peki ama dokunma araçlarımızla algıladığımız bilgiler öteki algılama araçlarımızla bize ulaşan bilgilere oranla neden daha gerçektir? Eğer dokunma çocukluk çağlarımızda gelişen ilk duyumuz olsaydı, ona olan bağımlılığımız daha kolay açıklanabilirdi. Ne var ki son araştırmalar, William James gibi ilk psikologların sandığı gibi çocuğun dünyasının ona buna dokunarak gelişmediğini göstermiştir. Minik bebeklerin çok daha gelişmiş bir görme ve işitme yetenekleri vardır.