İskelet Sistemi, bir mühendislik ve mimarlık başyapıtıdır. Vücudumuzun yapısal destek sistemidir; koşmamızı, hoplayıp zıplamamızı sağlar, diğer mekanik yaratıklarımızda bulunmayan bir özgürlüğü bize kazandırır. Yetişkin bir insanda bulunan 206 kemik, kaslar ve bağ dokularla birlikte hareket etmemizi sağlar, vücudumuzdaki yaşamsal organları korur, onlara destek olur. Kemikler, sistem içindeki işlevlerini tam olarak yerine getirebilmeleri için olağanüstü hassas ölçeklerde planlanmışlardır. En büyüğü 500 milimetre uzunluğunda, "femur" denilen kalça kemiğidir. Kalça kemiğinin tam ortasındaki kalınlık da 25 milimetredir. Vücuttaki en küçük kemik ise bilek kemiklerinin de en küçüğü olan pisiformdur. Serçe parmağının tabanında bulunan bu kemiğin şekli ve büyüklüğü, ortasından yarılmış bir fasulyeye benzer.
Kemiği, kıkırdağı, tendonu ve bağıyla, iskeletin mükemmel bir dış ve iç çizimi vardır, örneğin, femurun çok büyük ağırlıklara ve basınca dayanması gerekir. Yürürken bu kemik üzerindeki basınç yaklaşık olarak santimetrekareye 41 kilodur (83 bar). Bu kemiğin şaftı, en az hacimle en büyük gücü verebilmek için ortası boş bir silindir şeklindedir. İçindeki dolgu çok büyük basınca dayanacak özelliği kazandırır, iskeletin fonksiyonel özelliğinin bir başka örneği de omurgalarda görülür. Vücudun ağırlığına dayanabilmek için kemikli bir halkanın içinde katı silindirler şeklinde yapılmışlardır ve sinir demetini koruyucu bir tüp oluştururlar. Halkaların ardından çıkan üç parça omurgalarla birleşir ve sırt kasları için çengel oluşturur.
Göğüs kafesi, bağların çok yönlü işlevlerinin ve iskeletin koruyucu fonksiyonunun mükemmel bir örneğidir. Bir yandan kalbin ve ciğerlerin aşırı hassas dokularını korurken, bir yandan da temiz hava sağlayabilmek için büzülmek ve genişlemek zorundadır. Kıkırdaklar kaburgaları önde göğüs kemiğine birleştirerek hareket edebilen esnek bir bağlantı sağlar. Sırtta ise kaburgalar, ince, dönebilen, kayabilen bağlarla omura bağlanmıştır. Bu bağlar, bireysel harekete ve göğüs kafesinin değişik nefes alma ritimlerine olanak sağlar. Bu ince bağlantıların tersine, kalçada büyük bir yatak içinde her yöne dönebilen top başlı koldan oluşan bir mafsal vardır. Kalça kemiğinin ucunda top şeklindeki yuvarlak, kendi kendini yağlayan bir yatak içine gömülmüş durumdadır. Bu bağlantının esnekliği, bir balerinin figürlerinde, ya da bir jimnastikçinin hareketlerinde kolayca anlaşılabilir.
Hareket, ilgili eklemlerin yeterlilik gösterebildiği düzlemlerle sınırlıdır, örneğin dizkapağmdaki bağlantı bir menteşe gibidir, bacağın sadece bir yönde hareket etmesine izin verir. Omuzdaki eklem, bir topyatak bağlantısı olduğundan hareket alanı daha geniştir. Başımız, boyun içinde, en üstteki iki omur üzerinde döner. Bu omurlara "atlas" (dünyayı omuzları üzerinde taşıyan eski Yunan tanrısının adı) ve "aksis" adı verilir. Bu eklemlerin hareketleri bize başımızı çevirme, soldan sağa ya da yukarıdan aşağı sallama olanağı verir.