Eklemler
Kıkırdak, en çok eklemlerde bulunur, örneğin lastiksi özelliği, onu omurlar arasındaki boşlukları dolduran mükemmel ve ideal bir koruyucu durumuna getirir; küçük kemiklerin hareketlerini kolaylaştırır ve attığımız her adımda omurga üzerinde oluşan şoku emer. Kemiklerin birbirlerine eklendikleri uçlar, dizkapağında olduğu gibi, düz ve koruyucu bir kıkırdak tabakasıyla kaplıdır. Eklemlerimiz öylesine kolay ve rahat çalışır ki, bir işlev bozukluğu olmadığı sürece onları fark edemeyiz. Kıkırdakta meydana gelebilecek bir iltihaplanma, şişme ya da yırtılma, dayanılmaz acılar verir. Yine büyük ağrıya neden olan disk kayması da omurları birbirinden ayıran bir kıkırdak yastığının yerinden çıkması ve bir sinir üzerinde baskı yapmasıdır.
Bir eklemdeki kemiklerin arası, "sinovyal" sıvı denilen, kendiliğinden yağlayıcı bir sıvı ile doludur. Bir araba motorundaki yağ gibi, bu sıvı da hareketli parçaların sürtünmesini önler. Tüm eklem koruyucu bir zarf içindedir. Fazla hareket etmesi, kemikleri eklem yerinde birbirlerine bağlayan kolagen bantlarından oluşan ligament bağlarıyla engellenir, böylece yerlerinden çıkması da önlenmiş olur.
Gerek kadınlarda, gerek erkeklerde, leğen kuşağı kemikleri tümüyle kıkırdaktan yapılmış bağlarla birbirlerine sıkıca bağlanmışlardır. Fakat kadınlarda özellikle hamileliğin son dönemlerinde, bu bağlar gevşer ve hatta, çocuğun başının kolayca çıkabilmesi için biraz ayrılır. Yeni doğan bir bebeğin kafatasındaki kemikler çok yumuşaktır ve birbirleri üzerinde az da olsa hareket edebilirler. Bunun nedeni de çocuğun kafasının doğum kanalından geçerken ananın leğen kuşağını fazla zorlamaması ve kafanın da zorlanmamasını sağlamaktır. Çocuk büyüdükçe kafatası kemikleri sertleşir ve zamanla beynin hassas dokuları için çok güçlü bir zırh oluşturur
|